Editörden

Anı Yaşamak



Değerli Fotoğrafseverler

Hayat o kadar çabuk akıp gidiyor, ömür o kadar hızlı geçiyor ki farkına vardığımızda yaşımız fazlasıyla ilerlemiş olabiliyor. Bu kadar hızlı ilerleyen bir ömürde “Anı Yakalamak” kadar önemli olan başka bir şey daha var. O da “Anı Yaşamak”. Hatta bana sorarsanız önceliğim “Anı Yaşamak”tır diyebilim.
Bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında sayısız noktaya fotoğraf gezisi gerçekleştirdik. Belki siz bu yazıyı okuduğunuzda yine yollarda olacağız (20-27 Eylül Türkmenistan – İran Gezimiz var). Seyahat ettiğimiz coğrafyalar genellikle kişinin tek başına gidemeyeceği ya da gitse bile fazlasıyla zorlanabileceği noktalar. Bu noktalara gittiğimizde farkettim ki fotoğrafsever dostlarım hemen her şeyi kadrajlarına almak için zamanla yarışmaya başlıyorlar. Dünyaya minicik vizörden bakma telaşına giriyorlar. Böyle davranak da o anı doyasıya yaşayamıyorlar ve en önemlisi de neyin fotoğrafını çektiklerini bilmeden evlerine geri dönüyorlar. Bu durumla fotoğrafla amatörce ilgilenen pek çok fotoğrafçıda görebiliyoruz. Gezi sonrası geri dönüp fotoğraf değerlendirmesi yaptığımızda, örneğin “Özbekistan Kökeldaş Medresesi ne güzeldi değil mi?” diye sorduğumda; “Medrese mi? O da neredeydi?” yanıtını ya da benzer yanıtları çok kez aldım. Bu neyi doğuruyor biliyor musunuz? Ruhu olmayan GB’lar yığınlarını... işte bu yüzden 64 GB kart doldurup günlerce ve haftalarca fotoğraf seçmek için zaman geçiriyoruz. Oysa anı yaşayarak, insanlarla sohbet ederek, belki de o şehirde bir günü fotoğraf makinesini elimize almadan gezerek geçirsek durum çok daha farklı olacak inanın. İkinci gün gittiğiniz pazardaki yerli halk sizi gülücüklerle karşılayacaktır. Çünkü bir gün evvel kendileriyle, dünyanın belki de en önemli aracı olan iletişimi kullanarak temasa geçtiniz. Bunun için dil bilmenize de gerek yok. Samimiyetinizi göstermeniz bile yeterli gelecektir.
Kısaca bir anımdan bahsedip yazımı bitireyim. Taşkent’in yöresel pazarında dolaşırken bir satıcı ile gözgöze geldik. Önce soğuk davrandı. Bana Fransız mısın? Diye sordu. Hayır deyince İsrailli misin? Dedi. Ben de Türk’üm dediğimde boynuma sarılarak “Müslüman kardeş, Hoşgeldin Vatanımıza dedi ve koyu bir sohbete daldık. Bu arada grubun geri kalanı fotoğraf çekmeye devam ediyordu. Bir iki güzel fotoğrafını alıp vedalaşarak gruba yetiştim. Ne kazanmıştım? Şu an belki de en muhtaç olduğumuz dostluğu ve karşılıklı sevgiyi. Hem de farklı ve yabancı olduğumuz bir coğrafyada.
Sözün kısası anı yakalayayım derken anı yaşamaktan uzaklaşmamak adına fotoğraf ve sevgi dolu günler diliyorum.
Bu sayıda yine sizlere benzersiz konular hazırladık. Keyifle okuyacağınızdan eminim.


Serhat Yılmaz
© 2016 PhotoWorld - Her hakkı saklıdır. info@photoworld.com.tr